envai çeşit zırvalar kütüphanesi

19 Ocak 2012 Perşembe

19 Ocak'lar

Üzerine çok yazı yazılıyor, hepsi de birbirinden değerli, duygulara hitap etmekten çok elle tutulur, gözle görülür delillere dayanan. Ama ben de bir şeyler söylemek istiyorum bu konuda. 30 sene sonra Allah nasip eder de toruna tosuna karışırsam, onlara güzel bir şeyler telkin etmem gerektiği hissine kapılırsam, arkama dönüp baktığımda söyleyebilecek bir şeyim olsun, ve onlar da Hrant Dink'i az da olsa tanısınlar diye.

16 Ocak 2012 Pazartesi

Gizliajans




















Bir kitap okudum, hayatımı değiştirecek mecalim kalmadı. Külçe gibi ağır bir son sayfa. Alper Canıgüz, kitaplığımda yer edinmesinden gurur duyduğum bir yazardan öte, bilmese de abim yerine koyduğum güzel insanlardan biri. Ki kendisi de mağrur bir okuyucuyu kardeş sıcaklığına sahip bir insana tercih etmez, eminim. Gizliajans adlı kitabının son sayfası:

6 Ocak 2012 Cuma

Soğuk

Kelimeler dosttur suskun insana
Bundandır konuşmamalar
Yalnız kalmanın dayanılmaz korkusu
Bir kement bağlar boyna
Ve atar insanı dipsiz kuyuya...
/

22 Aralık 2011 Perşembe

Gece Karanlığı

Uykusuzluk çoğu zaman can sıkıyor, ama bazen güzel de olabiliyor. Yazarken hoşuma giden, sevdiğim birkaç deneme mısrası:
Yıllar süren uykusuzluğun ardı nasıl gelir?
Birinci ihtimal:
Güneş doğar doğmaz vururken ılık şavkını başıma
Şafak sökerken, vaktiyle beraber derimi
Can kaybeder kendini bir umut denizinde

10 Aralık 2011 Cumartesi

Samimiyet, Eksikliği ve Sonuçları

Samimiyet bulunduğu özel ya da tüzel kişiye saygınlık ve güvenilirlik kazandıran bir özellik. Türkiye topraklarında yaşayagelmiş birçok milletin, özellikle de Anadolu kültürüne sahip insanlar için bir muhabbetin, bir cemaatin, kısacası tek insan veya insanlardan oluşan her topluluğun dikkate değer olması için vazgeçilmez sayılan yazısız kurallardan biri. Nedir bu samimiyet?

2 Aralık 2011 Cuma

1.12.11

Söylediklerimiz, söylemek istediklerimizle aynı değil. Kelimeler harflerine ve hecelerine, cümleler de kelimelerine ayrıldıkça ne kadar anlamsızlaşıyorlarsa, söyleyebildiklerimiz de, söylemek istediklerimize göre o kadar anlamsız. Kafamızdaki taslaklarla, yaşadığımız – yaşamamız gereken – hayat gibi. Kendimize ve hayatımızda bir şekilde bir yer edinmiş insanlara biçtiğimiz roller, kafamızdaki filmin senaryosuna tam anlamıyla uygun görünüyor olabilir.

28 Kasım 2011 Pazartesi

Elma Şekeri Yiyemeyen Çocuk

O günü çok net hatırlamıyorum. Kare kare hepsi. Hani çok güzel veya çok korkutucu bir rüya görürsün de uzun zaman sonra bile aklında kalır ama parça parçadır ya, işte öyle birşey. Bir kaç nokta var kafamda resmini çizebildiğim. Parıl parıl parlayan bir güneş. Canlılıkta birbirleriyle yarışan yemyeşil yapraklar. Kısa mavi pantolonum. Sol yanımda bir el ve sonunu getiremediğim bir yol. Belki de sırf getirebileyim diye yürüyorduk annemle hararetli hararetli. Sımsıkı tutmuştu elimi sımsıkı. Terden sırılsıklam olmuştu avucumun içi. "Nereye gidiyoruz anne?" diye sordum, "Mutlu olacağımız bir yere bi' tanem" dedi annem.

25 Kasım 2011 Cuma

Bazı Kadınlar Ağlarken Güzeldir

İşten eve dönüyordum. Eve vardığımda zile bastım. Açan olmadı. Çok geçmeden bir daha bastım. Yine yok. Açılmayan kapıları en fazla iki kere zorlarım, anahtarımı çıkardım. Önce binaya girdim sonra da eve. Ürkütücü bir sessizlik. Sonra onu gördüm. Tam "kapı zilleri gelene kapı açılsın diye üretilmiş birşey, biliyorsun di mi canım" diyecektim ki ağladını farkettim. Kelimeler daha çıkmadan vazgeçtiler. Onların hevesleri kaldı kursaklarında benimde kelimelerim. Yanına oturdum. Kötü ağlıyordu. Ağlıyordu ve bir kız çocuğu kadar güzeldi.