envai çeşit zırvalar kütüphanesi

2 Eylül 2013 Pazartesi

George Carlin İle Amerika'nın Savaş Politikası Üzerine




   1937 doğumlu George Denis Patrick Carlin,  İrlanda asıllı ABD'li, ateist ve 5 Grammy ödüllü bir komedyendir. Oyunculuk ve yazarlık da yapmıştır. 2008 yılında kalp yetmezliği sebebiyle ölmüştür.

   Aşağıda ki metin ise George'un 1992 yılında ki "Jammin'in New York Gösterisi" oyunundan alınmıştır.

       Not: Küfür ve argo içerir.



....
....
   Basra Körfezi'ndeki savaştan biraz bahsetmek istiyorum. Çok şey olmuş Basra Körfezi'nde. Bu savaşın en sevdiğim yanı ne biliyor musunuz? Her televizyon kanalında izlediğimiz ilk savaştı bu savaş ve savaş bayağı iyi reyting getirdi, değil mi? Oldukça iyi reytingler. Eh, savaşı seviyoruz biz. Savaşı seviyoruz. Biz Amerikan halkı savaş manyağıyız. Savaşı seviyoruz çünkü savaşmakta en iyisiyiz. Peki neden? Çünkü oldukça antrenmanlıyız. Bu ülke sadece 200 yaşında ve şimdiden 10 büyük savaşa girmişiz. Bu yirmi yılda bir savaş demektir. Yani iyi olmasak ayıp olurdu. Ve iyi ki savaşmışız. Çünkü diğer alanlarda pek iyi değiliz. Adamakıllı bir araba yapamıyoruz. Televizyon dizisi veya izlenmeye değer kaset yapamıyoruz. Çelik endüstrimiz kalmadı, çocuklarımızı eğitemiyoruz. Yaşlı insanların sağlığı ile ilgilenmiyoruz. Ama ülkeleri bombalayabiliyoruz. Özellikle o ülke kahverengi tenlilerle doluysa... Bu dünyadaki yeni uğraşımız: Kahverengi tenlileri bombalama... Irak, Panama, Grenada, Libya... ülkenizde kahverengi tenliler mi var, söyleyin onlara götlerini kollasınlar, yoksa onları bombalarız. En son ne zaman bir beyazı bombaladığımızı hatırlıyor musunuz? Ya da herhangi bir zamanda bir beyazı bombaladığımızı? Almanlar! Ah evet... Bir tek onlar var. Onlar olmak istemeleri yüzünden bombalandı. Dünyayı ele geçirmek istiyorlardı. Siktir oradan! O bizim işimiz! Sadece kahverengi tenlileri bombalıyoruz. Suçları ise eğlencemize ortak olmak istemeleri değil, sadece kahverengi tenli olmaları. Büyük ihtimalle siz, benim bu savaş hakkında hissetmemiz gereken şekilde, Amerika hükûmeti tarafından emredilen ve yönlendirilen şekilde hissetmediğimin farkındasınızdır. Anladınız mı? Diyorum bak, benim kafa öyle çalışmıyor. Bende çok salakça bir özellik var. "Düşünme" diyorlar buna. Ve ben pek de iyi Amerika vatandaşı değilim çünkü kendi düşüncelerimi şekillendirmeyi seviyorum. Bana söylendiğinde yuvarlanmıyorum ben. Maalesef, çoğu Amerika vatandaşı bir emirle yuvarlanıyorlar. Ben yuvarlanmam. Kafamda birkaç kural var benim. İlki, Hükûmetin söylediği hiçbir şeye, ama hiçbir şeye inanmıyorum. Sıfır. Hayır. Ve bu ülkedeki medya veya basını ciddiye almıyorum, ki bunlar da Basra Körfezi Savaşı'nın sadece Savunma Bakanlığı'nın parası ödenmemiş çalışanlarının parasını karşılama amacıyla yapılması durumunda çoğu kez çoğu kez Amerika hükümetinin halkla ilişkiler ajansı olarak işe yarıyorlar. Bu yüzden onları dinlemiyorum. Ülkeme pek de inanmıyorum. Ve şunu söyleyeyim, beyler bayanlar, ben öyle sarı şeritler ve Amerika bayraklarıyla doldurulmam. Ben onları sembol olarak görüyorum, ve o sembolleri sembol kafalılara bırakıyorum. Ben savaşlara biraz daha farklı bakıyorum. Bana göre, savaş taşak yarıştırmaya benziyor. Tamam mı? Çok basit, bu kadar basit bir açıklama. Savaş birçok erkeğin savaş alanında durup taşaklarını birbirine sallamasına benziyor. Erkekler taşaklarının boyutu konusunda endişeliler bu yüzden ortalamanın üstüne çıkmak için birbirlerini vuruyorlar. Bu kodumun savaşı bundan ibaret işte. Bu ergen maçoların, erkeklerin poz vermesi ve barlarda sürtmesi bundan ibaret. Buna "yarrak korkusu" diyorlar! Erkekler kendi taşaklarının yetersiz kalmasından korkuyorlar bu yüzden çükleri hakkında iyi hissetmeleri için birbirleriyle yarışıyorlar. Ve savaş da en büyük yarış olduğundan, erkekler itibarlarını artırmak için birbirleriyle savaşıyorlar. Bu "Kimin Çükü Daha Büyük Politikası'nı" anlayabilmek için bir tarih uzmanı ya da bilimadamı olmaya gerek yok. Aynen şöyle oluyor: "Ne? Daha büyük yarrakları mı var? Bombalayın lan!" Ve tabi, bombalar, roketler ve mermilerin hepsi yarrak biçiminde. Bu diğer insanların işlerine karışabilmek için gereken bilinçaltı isteğinin penis şeklinde dışa vurulması. Buna "insanlarla taşak geçme" diyorlar. Yani bana göre Basra Körfezi'ndeki tüm olay taşak yarıştırma dışında bir şey değildi. Burada ise, Saddam Hüseyin, George Bush'un yarrak boyutunu sorguladı. Ve George Bush o kadar uzun süredir pısırık olarak lanse edildi ki…Pısırık da (wimp) güçsüz(limp) ile kafiyeli oldu ha…George o kadar uzun süredir pısırık olarak lanse edildi ki erkeksi fantezilerini başka insanların çocuklarını ölüme göndererek dışa vurmak zorunda kaldı. "Bush" ismine rağmen…"Bush" ismini .üreme organı olmaması ile alakalı olmasına rağmen. "Bush" bir çeşit pasif, ikincil eşeysel özellik. Bu adamın ismi "George Boner" olsaymış (Boner: sertleşmiş penis) kendisi hakkında daha iyi hissedebilirmiş, ve bu sorunlarla en baştan uğraşmak zorunda kalmazdık. Tüm ülke erkeklik, büyük bir erkeklik sorunu içinde. Bunu kullandığımız dilden anlayabilirsiniz. Dil her zaman sizi ele verir. Vietnam'da neyi yanlış yaptık? Oradan tüydük. Pek de erkekçe bir şeye benzemiyor bu, değil mi? Birilerini beceriyorsanız, orada kalıp adamakıllı becermeniz lazım, her türlü, sonuna kadar becermeniz lazım! Ölene kadar becerin! Orada durun ve hepsi ölene kadar hepsini becerin! Vietnam'da birkaç kadın ve çocuğu canlı bıraktık, ve o zamandan beri kendimizi iyi hissetmiyoruz. Bu yüzden Basra Körfezi'nde, Bush bu sefer şöyle dedi: "Vietnam gibi olmayacak bu!" Cidden bunu dedi. "Bu sefer ebelerini sikeceğiz!" Dış politikasını 13 yaş belaşağı argosuyla belirten bir Amerika başkanı hayal edin. Hazar Körfezi'nde ne olduğunu merak ediyorsanız eğer, savaşı yöneten iki adamın isimlerini hatırlayın, "Dick" Cheney, ve "Colin" Powell. Birini götten sikmişler! Sağolun. Çok teşekkürler...
...
...




Dünya barış günü kutlu olsun. Tabi eğer böyle birşey mümkünse...



2 yorum:

Persephone dedi ki...

20 sene once de olsa, gunumuzde hic yadirganmiyor degil mi George Carlin'in soyledigi seyler? Her sey degisse de aslinda oldugumuz yerde saymamiz aci bir sey mi bilemiyorum.

Bu arada 1992'yi dusunurken 10 sene once diyecektim, 21 sene oldugunu fark edince kucuk capta soka girdim :(

Halit Ayarcı dedi ki...

adamın söylediği şeyler 10-20 değil son 150-200 seneyi komple kapsıyor. o kadar geniş bir açıdan bakmış ki olaylara. ışıklar içinde uyusun diyeceğim, Allah'la derdi malumunuz. :p

Yorum Gönder

ee, ne dersin? :