envai çeşit zırvalar kütüphanesi

27 Haziran 2013 Perşembe

Sene 2050: "Hocam sınav gezi olaylarına kadar mı?"

Giriş notu: Bu yazı bir haber değil fikir yazısıdır. Tarafsızlık yada objektif  olma kaygısı olmadan yazılmıştır. 
Kimse sana özgürlüğünü vermez. Kimse sana eşitliği, adaleti ve başka hiçbir şeyi vermez. Eğer gerçekten adamsan, bunları kendin alırsın!
                                                    -Malcolm X-

   Bir ay önce, biri Türkiye'nin bugün bu durumda olacağını söylese herhalde deli ilan edilirdi. Her ne kadar hükümet "aylar öncesinden istihbaratını almıştık" dese dahi, bir ağaç meselesinin halk mücadelesine dönüşmesini kimse tahmin edemezdi. Yıllar önce girdiğimiz tarih derslerindeki büyük savaşların çıkış sebepleri geliyor aklıma. Hani 1. Dünya savaşının sebeplerinde Avusturya-Macaristan veliahdının bir Sırp tarafından öldürülmesi geçer ya mesela. Savaşın kıvılcımı budur. Bu direnişin de kıvılcımı gezi parkı işte.

   Bizim jenerasyondan gençlerin ne kadarı farkında ne kadarı değil bilmiyorum ama, hakikaten tarihi günler geçiriyoruz. 10 yıl boyunca kimlerin kimlerin sallayamadığı AKP iktidarını halk kendi eliyle sallıyor. Öyle ki seçim ya da referandum dışında neredeyse bir kere miting düzenlememiş Recep Tayyip Erdoğan il il miting düzenleme ihtiyacı duyuyor. Elinin zayıfladığını hissettiğinden olmasın sakın?

   Her ne kadar son bir ayda üzücü olaylar yaşasak da şu uyanışa tanık olmak bir 90'lı olarak güzel bir duygu. Meşhur Özal dönemine, sağ-sol çatışmalarına, darbe günlerini hep büyüklerden dinledik. 90'dan sonra doğanların eline ilk defa ilerde ufaklıklara anlatacak bir hikaye geçti sanırım.

   Mesela ilk günlerde beni sokağa inmeye tetikleyen duygulardan biri buydu. Birileri dışarda deli gibi hak ve özgürlük mücadelesi verirken, sen evde elinde kumandayla satılmış medyanın sadece bir kanalından olan biteni izliyorsan gelecek yıllarda yaşanılacak özgür ülkeden ne gurur duyma hakkın vardır ne de bunu övünerek çocuğuna anlatabilirsin.

   Ayrıca olaylara çekinik kalmayı tercih eden kesim bir noktayı kaçırıyor. Bugün slogan atan insanlar sadece belli bir grubu, dini, mezhebi, partiyi, cinsiyeti, ırkı temsil etmiyor yada sadece bir kesmin hakkını aramıyor. Senin de daha özgür yaşaman için mücadele veriyor.


   Geride bıraktığımız 25 gün hiç yan yana gelmeyecek insanları bir araya getirdi. Sanırım gezi parkı ile başlayan sürecin bu noktalara gelmesini sağlayan en büyük etkende bu. Tabi başta RTE olmak üzere olan bitenden hoşnut olmayan kişiler mücadeleyi hep belli bir sınıfa indirgemeye çalıştı. Heterojen bir kalabalalığı homojenleştirip "işte bunlar ....." diyebilmek için. Aslında gerek yoktu. Başbakan çapulcu diyerek en baştan ortak ismimizi belirlemişti. Tabi ki en başta siyaseti kullandılar. CHP organizasyonuymuş gibi gösterildi. Tutmayınca her gün yeni birşey çıktı. Herkes biliyor zaten bu kısmı dallandırıp budaklanırmaya gerek yok.

   Biraz somut bilgiler üzerinden gitmek istiyorum. Nasıl tanımlamak gerek gezi parkı sakinlerini? Yapılan araştırma sonucu gezi parkındaki insanların %37'sinin daha önce oy vermediği tespit edilmiş. Bugün seçim yapılsa %47'sinin de oy vereceği parti belli değil. Direnişe katılanların %94'ü belli bir siyasi vs. gruba dahil olarak değil birey olarak katılım gösterdiği söylüyor.

   Şimdi bunların dışında çok önemli iki istastistiki bilgi var. Direnişçilerin %45'i daha önce hiçbir protesto yada yürüyüşe katılmamış. Daha da önemlisi %49'u direnişe katılmaya polis şiddetini görünce katılmaya karar veriyor.

   Buradan su sonuç çıkıyor: RTE kendi düşmanını kendi yarattı. Öyle ki (ömründe bir defa polisle karşı karşıya gelmemiş olan ben) arkadaşlarımla beraber sokak arasından denk geldiğimiz TOMA'nın önüne barikat çekip yolundan döndürdük olay yerine gidemesin diye. Bunu bir övünç kaynağı olarak anlatmıyorum. Derdim o değil. Derdim, herkesin deli gibi üstüne komple teorileri kurduğu gezi parkı olaylarının ne kadar spontane geliştiğini ve bunda polisinin payının ne kadar büyük olduğunu göstermek.



   Acaba gezi parkını yıkma projesi olmasaydı bu bilinçlenme hali, bu uyanış olur muydu? Bence olmazdı. Garip bir toplumuz vesselam. Kendi halimize bırakıldığımız da çok kısa sürede bölük pörçük olup içten parçalanırız. Ama ortak bir rakip/düşman edindiğimizde halktan güçlüsü olmuyor. Hatta gezi parkına gittiğimiz gün bir ara ortalıkta polis gözükmeyince "eee şimdi napıcaz" gibi bir durum oluşmuştu. Sonra polis Kabataş'a barikat çekip TOMA'ları dizince tekrar alevlendi herşey.

   Polis...Bugünün en güçlü kuklası. İşin kötü yanı gücünü kontrol edemiyor. Böylece güç, güç olmaktan çıkıyor. Verilen emirleri vicdan muhasebesinden geçirmeden uyguluyorlar. Halbuki unuttukları birşey var. Sen polisten önce insansın ve bir gün elinden rozetin alındığında insanlığınla başbaşa kalıcaksın.

   Dün Ethem Sarısülük'ün katili olan polis serbest bırakıldı. Bu konuya daha sonra geri dönücem ama belirtmek istediğim birşey var. Evet, Ahmet Şahbaz hukuki ceza almadı ama bu bir cana son verdiği gerçeğini değiştirmiyor. Merak ediyorum acaba kendini sorgulayabiliyor mu korkusuzca? "Değdi mi bu yaptığıma" diyebiliyor mu? Yoksa "benden ne istendiyse onu yaptım" diye kaçıyor mu?



   Orantısız şiddet kullandığı tespit edilip yargılanan az sayıda polisin ise savunması su şekilde: "Bu ben miyim? Kendimde değildim. Hatırlamıyorum bile." Tayyip Erdoğan kafası kıyak gençlik istemiyor ama o destansı polisinin kafası kıyak oluyor görev başında. Ne büyük bir tezatlık.Diğerleri de kendini böyle aklamaya çalışıyor şimdi. "Emir kuluyuz. Ekmek parası, ne yapalım?" Bana sorarsan palavranın dik alası. 

   Birincisi, insanların gözünü çıkararak, işkence ederek, can alarak para kazanıcaksan hiç kazanma be. O çocuğunu bile kanlı parayla doyuruyorsun. Aldığın veballerden girdiğin günahlardan bahsetmiyorum bile.  

   İkincisi ise, hayır efendim yapılan bütün müdahaleler bizzat polis sorumluluğunda. Kimse onlara gaz silahını direk insanların üstüne patlat yada suyu direk kafalarına sık demiyor. Yada yere düşen insanları tekmeleyip dakikarca coplamak polisin görev listesinde yazmaz. Zaten "ne yapayım osurayım mı" diyen polisin 1 Mayıs görüntüleri herşeyi ortaya koyuyor. Şu artık çok net. Türk polisi vazifesini sağlıklı bir ruh ve psikolojiyle yapmıyor. Bir kısmı zaten hali hazırda şiddete meyilli olan gençler, iki yıllık eğitimle insani duygulardan arındırılıyorlar. Onların bizi bir vatandaş değil de terörist olarak görmesi bu yüzden işte. Azımsanmayacak bir kısmının acıma duygusu yok. Üstlerindeki üniformalardan aldıkları özgüvenle "istediğim gibi asarım keserim" kafasını yaşıyorlar. 

   Aslında yeni birşey değildi bu polis profili. Karakol dayakları. Hırsızlık olunca "sen o parayı unut" diyen polisler. Vatandaşın üstünde keyfi uygulanan hukuksuz işlemler. Yıllardır var. Sadece artık herkesin gözüne batacak kadar büyüdü. En son elinde karanfille gelen insanların üstüne gaz sıkarak ne kadar alçakta oldukları tescillediler. Bir yandan iyi oldu. İnsanlar, bizi korumak için görevlendirelen polisin aslında devleti bizden korumak için tutulduğunu görebildiler geç de olsa.


(Köln'de yapılmış bir Gezi Parkı protestosundan)


   Bu arada devlet demişken, devlet sempatizanları türedi bugünlerde. Devlet malına zarar geliyor diye ağlayanlar. "Devlet bütünlüğü için atılan her kurşun helaldir" diyenler. Vay arkadaş ne devletmiş? Yahu devlet dediğin şey zaten insan için yok mudur? Kaldı ki insan canı gibi somut birşey karşısında devlet soyutluğunu savunmak nasıl bir kafanın ürünü, anlamak zor. Herşeyde olduğu gibi devlet insanla anlam kazanır insanla anlam kaybeder. Toplumun devamlı bir baskı altında yaşadığı, tartışılması bile gülünç olan demokrasinin oldurulmaya çalışıldığı bir ülkede tüküreyim devlet malına. Bugün haberlerde gördüm. Beyoğlu esnafının zararı çok büyük olmuş. Yahu insani değerler, özgürlükler söz konusu iken boyner'in parçalanan camının lafı mı olur?! Zaten çoğunun garantisi var.

   Borsa batmış. Gezi yüzünden ülke ekonomisi dibe vuruyormuş. Zorla güldürüyorlar insanı. Duyan da zannedecek ki bir ay evvel Türkiye zenginlikler ülkesiydi, kişi başına düşen milli gelir almış başını gitmişti. Yahu vicdanlara soruyorum: Şu 10 senelik süre zarfında cebinize kaç lira fazladan girdi? 10 sene önce barakada yaşayan kaç insan bugün kendine daire alabilecek seviyeye gelmiştir? Ekonomiymiş falan takılmaya gerek bunlara. Adalet, özgürlük ve eşitlik gibi şeyler parayla satın alınmaz. Geriye kalan herşey için master card.



   Ve tabi ki bütün bu 10 yıl + gezi parkı olaylarının bir numaralı sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan. Attığı yalanlardan, uydurduğu hikayelerden uzun uzadıya bahsetmek istemiyorum. Camide içki içtiler yalanının videosunu kaç cumadır gösterecekti hala yok ortada. Zaten artık herkes farkında herşeyin. Eski taktikleri işlerdi işler yolunda gitmediğinde. Gündem değiştirirdi vs. Ama artık sadece ne dese inanan, sorgulamayan kemikleşmiş seçmenlerini yanında tutabilir. Zaten bu mitingler de o yüzden. Kamuoyu yoklaması yapıyor aklı sıra. Meydanları o yada bu şekilde doldurabiliyor mu ona bakıyor. Bunun için herşeyi yaptı. Yol kenarlarına posterler, otobüslere afişler astırdı. Başı kapalı teyzelere elden kağıt dağıttırdı. Aldım bir tanesinden tam gözünün önünde buruşturdum. Aslından ona orda "Torun sevecek yaştasın. 20 liraya parti hizmeti yapıyorsun. Başörtünden utan." demek vardı ama neyse. İnsanların cep telefonlarına çağrı mesajı bile geldi. Ne için? Oraya gidip RTE'nin her dediğine "he" demek için. Oysa demokrasi dediğin saygı çerçevesinde her insanın düşüncesini özgürce ifade edebildiği bir şeydir. İşte direnişçilerle ak partililer arasındaki en büyük fark budur.      Bir tarafta her çeşit insan konuşuyor ve birbirini dinliyorken diğer tarafta tek bir siyasi kişi konuşuyor ve diğerleri onu dinleyip onaylıyor. Bu yüzden de bence direnişin bir lideri yada öncüsü olmamalı. Sırrı Süreyya gezi konuşmacısı falan seçilse ne olurdu? Bütün direnişçilere BDP damgası vurulmaz mıydı? Bu davayı herkes savunucak ama kimse bir adım öne çıkmıcak. İnsanları tek tipleştirmeye çalışan bir zihniyeti ancak çok sesli bir yapı ezebilir. 

   Artık televizyona RTE çıktığında ya sessize alıyorum yada tamamen kapatıyorum. Zaten aynı anda on kanal birden veriyor. Sosyal medya'dan satır aralarını görüyoruz. O yeter. Jöleli Yiğit Bulut, troll Melih Gökçek'i saymazsak Vali ve polisle beraber benim için tam bir nefret odağı oldu başbakan. Artık aklı selim destekçileri bile tanıyamaz oldu. Her konuşmasında giderek artan kibri, gözü dönmüşlüğü, devamlı birilerini suçlayıp kendine toz kondurmayışı çekilmez bir hale getirdi kendisini. Fakat en büyük hatayı en sona saklamış sanırım. Çok açık bir şekilde vatandaşını öldüren polisi serbest bırakıp "polisimizi güçlendiricez" açıklaması yaptı. Böylece kask numarasını silen polis, artık hiçbir sakınca duymadan eziyet, darp hatta öldürme eylemi yapabilir. Çünkü başına birşey gelmeyeceğinin garantisini almış durumda

   Bunun dışında her seferinde canımı sıkan birşeyi bir kez daha yaptı RTE. Başörtülü kadınların üzerinden mağdur edebiyatı yaptı, dini kullandı. Artık müslüman kadınların bu adamın kanatlarının altından çıkıp özgürce sesini çıkarması lazım. Kendisini kullandırtmaması lazım. Yıldız Ramazanoğlu bunlardan bir tanesi. Röportajını buradan okuyabilir isteyenler. Çok önemli detaylar var hakikaten. Ama yeterli değil. Çok daha fazlası gerek. Artık bir sendika basın açıklaması mı yapar, kapitalist müslümanlar yürüyüş mü düzenler bilemiyorum. Ama din ve başörtüsünün artık siyasi emeller uğruna harcanmasından bıktım.



   Zaten ak parti hükümdarlığının bu kadar uzun süre büyüyerek ilerlemesinin en büyük etkenlerinden biri cahil müslüman toplumu kolayca arkalarına alabilmeleriydi ve hâlâ alabiliyorda. Şu bir ayda beni en çok üzen durum bu oldu. 28 Şubat travmasını yaşayan insanlar iki cami vaadine, iki besmeleye tav oluyor. Çok savunduğu başörtüsünü neden hâlâ devlet kurumlarında yasallaştırmadı RTE? Öbür yanda "rızası vardı" diyerek tecavüzcüsü serbest bırakılan günahsız kızları neden göremiyor bu insanlar? Neden islamiyet imajını  bağnaz dinciler çiziyor? Bu ülkede neden din dışında da kendini geliştirmiş çağdaş müslümanlar yetişmiyor? İhsan Eliaçık dışında bugün polis faşizmine karşı sesini duyurabilen kaç tane islamcı yazar var?

   Bir de muhafazakar kesim var ki polis şakşakçılığıyla mide bulandırdı hakikaten şu bir ayda. Çok fazla yazmak istemiyorum haklarında. Sadece onlara yeni bir isim verdim: Allahsız müslümanlar.



   Direnişe dönelim. Peki bu gezi parkında olaylarında hiç mi yanlış olmadı? Tabi ki oldu. Zaten içine binlerce kişinin dahil olduğu, şehirlere yayılmış bir harekette elbet olacak bu durum. Kaçınılmaz yani. Mesela eylemlerin başında gözükmeyen irili ufakli siyasi oluşumlar, ayaklanmadan istifade edip masalarını kurdular parka. Tabi ki defolun gidin denilecek bir durum yok. Ama direnişi kendi çıkarları için kullanıcak kişileri ayıklamak lazım. Niyetten bahsediyorum yani.

   Video çeken CHP'li milletvekili karısı, Mine Dost -namı diğer taksimdeki bikinili kadın- ve istiklaldeki çıplak adam ise gezi parkı ruhundan uzak bir eylemle direnişin itibarına ancak bu kadar balta vurabilirlerdi. Sanırım duran adamdan heveslenip nasıl dikkat çekerim düşüncesiyle ancak bunu yapabildi Mine garibim. Biz zaten hiç düşünemezdik don aklet taksime çıkmayı. Zeka kokan esprilerden icraatlerden sonra tam bir sığlık abidesi. RTE'nin ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramadı. Tam da onun dediği gibi marjinal eylemciydi çünkü çıplak adamlar beraber.

   Ya da şu "mustafa kemalin askerleriyiz" sloganı hakikaten iğreti durdu o kadar karışık insanın içinde. Zaten sonra "mustafa keserin askerleriyiz" şeklinde tiye alındılar. Kemalist olmayan kesmi geçtim kürtlerin dahil olduğu yerde "mustafa kemalin askeriyiz" sloganı abes oluyor ister istemez. Saygımız sonsuz tabi ki. İsteyen istediği kişinin askeri olabilir. O ayrı.

   Ama şunun farkına varmak lazım. Bu halk insanca yaşayabilecekse bu siyasi liderler sayesinde değil halkın kendisi sayesinde olacak. En azından şimdilik. Çünkü henüz siyasetimiz çöp kıvamında. CHP başa geçse belki bu kadar baskıcı bir rejim olmaz evet ama kim daha demokratik ve özgürlükçü bir Türkiye'nin sözünü verebilir???



   Eğer rezil dediğimiz siyasetçileri başımızdan savmak istiyorsak önce kendi toplum profilimizi düzeltip içimizden koltuk sevdalısı olmayan dürüst siyasetçiler çıkarmamız gerek. "Bir şeye eleştiri getiriyorsan eleştirmekle kalma. Onu değiştirmek için olayın içine gir." diye bir şey duymuştum zamanında. Tam da bu işte.  Şayet vicdanlı polisler yetişmezse, tarafsız korkusuz ve yandaş olmayan insanlar gazeteciler olmazsa, hukuk dışı mahkeme kararlarını şikayet edenler hakim olmazsa, ülkenin eğitim seviyesinden dem vuranlar öğretmenliğe baş koymazsa sadece kuru gürültü olacak ve öyle gözüküyor ki hiçbir şey değişmeyecek.



   Malcolm X'in dediği gibi, Türkiye bu karanlık günleri atlatıcaksa yine kardeş olmayı bilen halk sayesinde olacak.Gaz ve su yiyen bu insanlar her seferinde daha fazla kenetleniyorlar. İşte bu yüzden. her zamankinden daha gür şekilde her yer Taksim her yer direniş!

(Abdullah Cömert'e Ethem Sarısülük'e Mehmet Ayvalıtaş'a ve komiser Mustafa Sarı'ya Allah'tan rahmet, akraba ve yakınlara başsağlığı dileriz. Organlarını kaybeden ve darp edilen vatandaşlarımıza ise geçmiş olsun. Acil şifalar...)  

0 yorum:

Yorum Gönder

ee, ne dersin? :