envai çeşit zırvalar kütüphanesi

2 Aralık 2011 Cuma

1.12.11

Söylediklerimiz, söylemek istediklerimizle aynı değil. Kelimeler harflerine ve hecelerine, cümleler de kelimelerine ayrıldıkça ne kadar anlamsızlaşıyorlarsa, söyleyebildiklerimiz de, söylemek istediklerimize göre o kadar anlamsız. Kafamızdaki taslaklarla, yaşadığımız – yaşamamız gereken – hayat gibi. Kendimize ve hayatımızda bir şekilde bir yer edinmiş insanlara biçtiğimiz roller, kafamızdaki filmin senaryosuna tam anlamıyla uygun görünüyor olabilir.
Bizim baktığımız yer bize bundan fazlasını gösteremez, çünkü görmek istediğimiz budur. Zaten o senaryo da sadece bunu göstermek için yazılmıştır. Çevremizdeki rol arkadaşlarımıza “Bak!” diyebilmek için, “İşte bak, ben böyle düşünüyordum, ama şöyle oldu.” diyebilmek için, yine kendimizi aynı film setinin hem yönetmen koltuğuna, hem senarist koltuğuna, hem de başrolüne oturtmak için uydurduğumuz bir tür cinayet hikayesidir. Göz ardı ettiğimiz bir nokta vardır: Hiçbirimiz, bu mükemmel görünen platolar ile, yaşanılan, esas hayat arasındaki aşikar gerçeklik farkını kapatabilecek kadar iyi oyuncular, yönetmenler ve senaristler değiliz.
Söylediklerimizi bir kurmaca dünyanın içerisine aktarıp orayı yaşanılabilir, suni bir (y)alana çevirip, kendimizi o alanda güvende hissetmek isteriz. Her şeyin farkında olmamıza rağmen böyle bir kurguyu devam ettirmemiz ne acı. Halbuki söylemek istediklerimizi hayatın atardamarlarına boşaltıp olanlara şahitlik etmemiz daha zor, ama daha iyi olanı. En kötü ihtimali düşünürsek, gerçeklikten zehirlenme durumumuz var, ama bu bile olsa, yavaş yavaş gerçekleşen yalana alışma ve ona göre davranmayı düstur edinme hastalığına tercih edilir. Kurduğumuz sanal yaşantının gerçekle alakasının olmadığını anladığımız andan sonra yaşamak zorunda olduğumuz her saniye, yakınmamızı ve acımızı arttıracaktır çünkü. Ama gerçekliğin zehrini bir kere alırsak, bir seferlik acıyla kurtaracağız kendimizi. Bencillik edip başka insanlara rol biçmeyeceğiz en azından, tutarlı olacağız. Kurduğumuz metne uymadan oynuyor diye çevremizdeki insanları her gün öldürmektense, kurduğumuz metni kundaklayacağız ve işi kökünden çözüp vicdanımıza teslim olacağız. Çünkü bu kadar kötü yazılmış senaryoların başrollerinin sonu ancak teslim olmaktır, böyle senaryoları kahramanlık hikayeleriyle bitirmeye çalışmaksa sadece gülünç olur.

2 yorum:

OtsuMimar dedi ki...

ee, derim ki sen yazı işini baya ilerletmişsin, şöyle bir göz gezdirdimde baya iyi yazıyorsun ;)

Hayri İrdal dedi ki...

senin gibi bir blog gediklisinden bunu duymak güzel, eyvallah. :)

Yorum Gönder

ee, ne dersin? :