"Hasiktir lan ordan" dedi ve önünde ki vişne suyunu olduğu gibi üstüme fırlattı. Yüzüme ve gömleğime bakıcak olursak konuşmaktan tek bir fırt dahi almamıştı. Ayağa kalktı ve sağ işaret parmağını sallayarak "Bir daha sakın karşıma çıkma yoksa seni çok pis yaparım" dedi. Sonra da topuklularıyla yeri döve döve çekip gitti. Yanaklarımdan hâlâ meyve suyu süzülürken gözlerim, gelirken getirdiğim masada ki papatyalara gitmişti. Onlar bile nasibini almıştı. Artık eskisi kadar beyaz değillerdi. Nasıl becerdiyse artık gayet başarılıydı bu konuda. Masa kenarında duran peçetelikten altı yedi tane birden alıp kurulayabildiğim kadarıyla kurulamaya çalıştım yüzümü.
9 Mayıs 2012 Çarşamba
17 Nisan 2012 Salı
1 Nisan 2012 Pazar
4+4+4'e 12 Denemeyen Ülkenin Eğitim Sistemi
Yaklaşık bir ay kadar önce, tepeden inmeci bir tavırla önce komisyonlara, sonra da meclise getirilen bir eğitim reformu var. Cuma günü de bu reform meclisten geçerek yasalaştı. İçeriğine baktığımızda, diyemiyorum, çünkü ortada bakılabilecek net bir içerik göremiyorum. Köşe yazarlarından vekillere, öğretmenlerden halka neredeyse hiçkimse, mevcut eğitim sistemini kökten değiştireceği söylenen bir reform paketi hakkında hiçbir şekilde bilgilendirilmedi.
25 Mart 2012 Pazar
Stranger Than Fiction
Stranger Than Fiction filmini henüz izlememiş olanlar okumasa daha iyi olur. Hemen izleyin, ondan sonra okusanız da olur okumasanız da.
21 Mart 2012 Çarşamba
Kendisini Arayan Adam
Yaşamlar her zaman sahiplerine seçim şansı tanımıyor. Ne kadar acı. Matrix üçlemesinin ilk halkası olan 'The Matrix' filminde Neo, kadere neden inanmadığı Morpheus'a açıklarken şöyle der: "Çünkü hayatımı kontrol edemediğim fikrini kabul edemiyorum." Kader ile iliştirilme şekli bence yanlış olsa dahi benim için de geçerli bu nokta.
Öyle dönemeçler geliyor ki hayatın size dayattığı oyunu oynamak zorunda kalabiliyorsunuz zaman zaman. Ya da önünüzde ki seçeneklerden sadece bir tanesi çıkar yol oluyor. İşte bu anda ipler elinizden sıyrılıyor gibi.
Öyle dönemeçler geliyor ki hayatın size dayattığı oyunu oynamak zorunda kalabiliyorsunuz zaman zaman. Ya da önünüzde ki seçeneklerden sadece bir tanesi çıkar yol oluyor. İşte bu anda ipler elinizden sıyrılıyor gibi.
19 Mart 2012 Pazartesi
Mektup
Biz çok normal adamlar değiliz. Sizinde çok normal olduğunuz söylenemez. Dünyada herkes anormal sanki. Belki de hepimiz normaliz. Yanlış zamanda. Yanlış yerde. Ya kusura bakma, insan eline kalem alınca değişik şeyler yazmak istiyo. Ben pek anlamam bu işlerden. Sana o kadar çok mektup yazmayı denedim ki bi' yerden sonra yırttım. Bu sefer üşeniyorum. Herhalde sana gönderemeyeceğim için. Daha doğrusu bira içerek yazdığım için utandım herhalde.
11 Mart 2012 Pazar
Komisyonda Konuşan Yumruklardan Birinin Gözünden: "Bunu Böyle Bilin!" Etkisi
(kişiler, kurumlar ve özellikle olayın yukarıdaki haberle birebir bağlantısı yoktur)
Canımız epeyi sıkılmıştı. Günlerdir konuşuyor, herhangi bir sonuca varamıyorduk. Bir şey bildikleri yoktu, bugüne kadar herhangi bir konuda akilane bir tutum sergilediklerine rastlamamıştık. Bildiklerini sandığımız tek şey, her şeye itiraz edebilecek yeteneğe sahip olduklarıydı.
10 Mart 2012 Cumartesi
Unutulmayacak Misafirlik
Kapı aralıktı. Yavaşça itince ardına kadar açıldı. Birkaç adımla içeri girdim. Terkedilmiş gibiydi ev. Holü diken üstünde geçtim. Sağdaki odaya kafamı uzattığımda gördüm onu. İlk denemede olması iyiydi gerginlik açısından. Köşede bacak bacak üstüne atmış bana bakıyordu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)