envai çeşit zırvalar kütüphanesi

19 Kasım 2011 Cumartesi

Kontratlık Aşklar

Bir gazetede mi yoksa televizyonda mı denk gelmiştim hatırlamıyorum, birkaç ay önce bir haber gördüm. İddaya göre yapılan bir bilimsel çalışmada kadınlar ve erkeklerin en fazla ortalama 4 yıl duygusal birliktelik yaşayabildiği sonucuna varılmış. Ne yazık ki sadece bu kısmını hatırlayabiliyorum. Neye dayandırıldığı ya da çalışma içeriği hakkında bir bilgim yok. Ama ilk gördüğümde bu haber beni bazı düşüncelere gark etmişti. (Sırf bu fiili kullanmak için kurdum bu cümleyi, evet mutluyum.)



Tabi aslında araştırmanın temellerini, kimler tarafından nasıl yapıldığını bilmek gerek üstünde tartışmak için. Mesela İsviçreli bilim adamlarıysa çalışanlar, hiç lüzum yok üstünde durmaya. Selam ederim.

Proje soru işaretli kabul ediyorum ama ilginç birşey daha oldu. Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde bir kitap gördüm ki bu tespiti iyice kuvvetlendiren cinsten. "Aşkın ömrü üç yıldır!".Tabi bu kitabı gördükten sonra da yazmak kaçınılmaz oldu.

"Sivrisineklerin ömrü bir gündür, güllerin ki üç. Kedilerim ömrü on üç yıldır, aşkın ki üç. Böyle işte. İlk yıl tutku, sonra bir yıl şevkat ve bir yıl can sıkıntısı. İlk yıl eşyalar satın alınır. İkinci yıl eşyaların yerleri değiştirilir. Üçüncü yıl esyalar paylaşılır." diyor üstad. Edinmeli derim.


İlk etapta saçma geliyor insana. "Nasıl yani arkadaş, ne evlilikler var 25 yıllık. Aşık değil mi bu insanlar birbirine şimdi?!" mi diyorsunuz, evet benimde ilk tepkim aşağı yukarı bu olmuştu. Lakin artık 3 müdür 4 müdür bilmiyorum ama günümüz ilişkileri için hiç de haksız bir varsayım sayılmaz maalesef.

Evet, çeyrek asırlık evlilikler var. Onlar olacaktır zaten. Konu da bu zaten. 25 yıl öncesi için değil şimdi için geçerli. Çünkü bakış açımız, duygularımız, düşüncelerimiz o kadar çok değişti o kadar çok deformasyona uğradı ki.

Hepimiz biliyoruz ki Türkiye'de boşanmaların en çok ayyuka çıktığı zaman dilimindeyiz. Bu boşanmaların %36'sının (en büyük diliminin) 1-5 yıl arası evlilikler olması düşündürücü.

Muhakkak evliliklerin de bu durumla ilişkisi çok var ama esas konumuz aşk. İkisi ne kadar çok yakınsa birbirine bir o kadar da uzaklar çünkü. Şartları farklı.

Bir kere çok basitleştirdik şu aşk denen olayı. O kadar ki neredeyse elle tutulur gözler görülür bir hale bürünecek. Gidip bakkaldan satın alabilicez parası neyse. O kadar kolay ve sık. En basit duygulara bile aşk etiketini yapıştırıyor bazısı. İki günde koskoca ihaleyi kapıveriyor şipşak. Dikkatinizi çekerim ilk görüşte aşk efsanesinden bahsetmiyorum. Ki eşik enerjisini saniyeler içinde geçecek kadar hızlı bir reaksiyon olduğuna da inanmıyorum bu tepkimenin, belirtmek isterim.

-Ben aşık oldum galiba abi.
+Yok yok, hoşlantıdır o. Aşık olsan duramazsın.

Karşı cinsten iki etkilenince kendini aşık addedenler var aramızda. Bi' dur da bi' dur! Öyle olsa aşık olmayan bulamayız şu küçük dünya'da. Yok yok hoşlantıdır dostum o, aşık olsan duramazsın. Ki hakikaten duramazsın he, şaka değil. Akıllı işi değildir ki çünkü. Bütün kimyanı bozuyor zamanla virüs gibi yayılıp. Bir bakmışın ipleri elinden kaçırmışın. Ama işte şu sıralar böyle yürümüyor işler. Yüzdelerle hesaplamaktalar aşkı. Burçlarla öğrenmekteler halini vaktini.

Bi de şu kısa süre içinde ex sayısını çift haneli rakamlara çıkaranlara acayip tavım bak. Ciddi taktir edilesi bir hareket. Bir sırları olmalı muhakkak. Sonra senin olayın 2'yi 3'ü geçmeyince dünyaya uzay gemisinden düşmüş uzaylı muamelesi görüyosun.

Günümüz aşklarının 3-4 yılı geçememesinin (ki bu rakamlar çok bile iyimser) en kuvvetli sebeplerinden biri sevdiğimiz için aşık olmak yerine aşık olmak için sevmemiz. Daha doğrusu sevmek için kendimizi zorlamamız. Şahsına münhasır bir arkadaşım "yea çıkmaya başlayıp iki ay takıldıktan sonra zaten aşık oluyosun ister istemez" dediğinde acunvari bir "yok artık!" koyuvermiştim tutamayıp kendimi. Şimdi o arkadaşı burada hedef olarak göstermek istemiyorum (çünkü tek değil) ama çok önemli iki nokta var. Birincisi hiçbir duygusal karşılık taşımadan bir insanla birlikte olmayı kabul etmek. Yahu bu ilk başta kendine daha da önemlisi karşıdaki insana yapılacak en büyük saygısızlık değil de nedir! Bu kadar rastlantıya bırakılacak kadar ucuz mu yani?!

İkinci nokta ise insanların ne kadar zayıf bağlarla birbirlerine bağlandıkları. Çok açık bir göstergesi. Tek taraflı tabi bu. Karşı taraf ne hallerdeyken senin onla araba gibi deneme sürüşü yapman. Yazık.

Dedik ya bayılıyoruz aşık olmaya diye. Herkes deli gibi gerçek aşkı arıyorum tribinde. (Ara ara bulursun belki.) Aşk arayarak bulunacak birşey değildir ki. Bırak o seni bulsun. Ki bulur da nitekim. Kara delik gibi çeker. Engel olamazsınız.

Sırf bu yüzden saçmasapan kriterler falan icad ediyoruz. Erkeklerden: Boyu kısa olmayacak. Renksiz gözlü kızla beraber olmam ben arkadaş! Yaşı benden küçük olsun. Sarışın/esmer olsun. Gibi gibi. Evet, 10'undan 9'u fiziki kriter oluyor bunların. Amacın ne olduğu belli apaçık zaten. Ne dillendirmeye gerek var burada ne de yorum getirmeye.(!)

Bayanlar bu kulvarda çok daha komplike. Bir kere istisnası olmakla beraber çoğu sevgililerinin bol paralı olmasını tercih ederler. Ama gidip sorduğunuzda "parası hiç önemli değil, bana sadık olsun ve çok sevsin yeter" derler. Ne kadar gülünesi. Yeter mi peki, yetmez. "Meşkten önce köşk isteyen hep yalancı aşık" diyor başka bir üstad lakin. Onu ne yapalım?

Ya da sevdiğinizi belli edecek kadar kıskanıp sarıp sarmalarken modern bir erkek gibi onları serbest bırakmanızı, espriler yapıp komik olurken aynı zamanda oturaklı olup ağırlık sahibi olmanızı isterler. Romantik ve piç. E tabi bu arada yakışıklı olacaksınız.

Tamam kabul ediyorum biraz ballandırdım ama aşağı yukarı budur. Sanırım kendileride ne istediklerini pek bilmiyorlar.


Şakası bir yana yukardakilerden çoğu pastadan daha çok pastanın kremasına odaklı şeyler. Olay manavdan elma armut seçmeye dönmüş.

İşte böyle erkeği erkek kadını kadın yapan özelliklerindan ziyade insanların ikinci özelliklerine aşık oldukça bir arpa yolu yol alamayacağız. 1 ay sonra olmayınca insanları değiştirmeye çalışacağız. Onda da başarılı olamayınca malum son. Öyle olmak zorunda. Çünkü karşıdaki insanın zevklerini tercihlerini sorgulamaya başladığınız an artık bitiş düdüğü çalmıştır. Ya da en iyi uzatmaları oynuyorsunuzdur. Heyecanı kaçmıştır olayın çünkü. Çok rahat anlarsınız bunu dışardanda.

Örneğin bir kaç kez tanık oldum buna. Kadın yada erkek kişisi sevgilisiyle konuşuyor cep telefonunda. Sanki benimle konuşuyor yahu arkadaş. Hiçbir fark yok arada. Ne biliyim bi mod değişikliği olur di mi! Ama devam ediyorlar işte. Sırf 'aman sevgilim olsun aman sap kalmayayım' derdindeler herhalde. Hakemden 5 dakika daha istiyor sadece. Saygı duymak gerek.

Heyecan önemli arkadaş. Heyecan olacak.

Biraz uykusuz kalıcaksınız. Biraz kavrulucak mideniz. Biraz şaşıcak saatiniz.

Hayır, oradan çok fazla aşk temalı hollywood filmi izlemiş gibi duruyorsam çok fena yanılıyorsunuz. Aksine bilen bilir hiç hazzetmem o gişe hedefli balon filmlerden. Ben sadece sunileşmiş, vıcık vıcık olmuş kadın-erkek ilişkilerini sesli düşünen birisiyim, hepsi bu.


Velhasıl o iki sihirli kelimeyi herkes çok rahat telaffuz
ediyor. Kimisi arkasındaki sorumluluğu alacak göze sahip olmadan anlık gönül hoşluyor. Kimisi söylerken, çok sevdiği bir şeyi içerken aldığı ilk yudumda ki tadı alıyor.

Aşkın ömrü ne üç yıldır ne de dört. Aşk emek ister. Bir yanda o emeği vermekten

bi' haber sözleşmeli insanlar vardır, diğer yanda gerçek aşkın bedelini ödeyip beraber ölmeye yemin edenler sadece.

Görüşmek üzere...



0 yorum:

Yorum Gönder

ee, ne dersin? :